Reklam
Reklam
Reklam
Meşale Gazetesi

KAŞIKÇI, KİT KOMİSYON TOPLANTISINDA KONUŞTU

Reklam
KAŞIKÇI, KİT KOMİSYON TOPLANTISINDA KONUŞTU

Geçtiğimiz günlerde Suriye’nin Kemmune bölgesindeki briket evleri ziyaret ettiğini belirten KAŞIKÇI, ‘’ Ben aynı zamanda bir inşaat mühendisiyim. Türkiye’deki birçok vakıf tarafından hiçbir kamu kaynağı kullanmadan 55 bin tane briket ev yapılmış ve Suriye’de savaşın acısından şehirlerini terk edip en son “Kemmune” dediğimiz bölgeye sığınan Suriyeliler için bir ideal yaşam alanı hâline gelmiş, gidip gördüğüm yerler. Yaklaşık 40 metrekare büyüklüğündeki bu evlerde en az 10 Suriyelinin kaldığını gördüm. Bu, insanlık adına acı bir olaydır. Tabii, Rusya’yla Ukrayna arasındaki bu çetin mücadele sonunda Ukraynalılara Avrupa’nın nasıl kucak açtığını hep birlikte görüyoruz ancak yerinden yurdundan göç edilen Türk olduğu zaman ve Müslüman olduğu zaman dünyanın aynı zamanda nasıl birden ikiyüzlülüğe büründüğünü de yine bu süreçte hep beraber gördük. Bu manada Suriye’yi acısı gibi gören, Suriye’deki problemlerin bir an önce çözülmesi için uğraşan sadece ve sadece Türk devleti ve Türk milleti kalmış. Maalesef uluslararası güçler Suriye’nin petrol kuyuları Rakka ve Kamışlı’ya gitmiş -tabirimi lütfen bağışlayın- oralara çökmüş, bizlere ise Suriye’nin acısı ve kederi kalmış. 55 bin tane briket evi şundan dolayı önemli görüyorum: Türkiye içerisinde “Suriyeliler tekrardan memleketlerine gitsin.” diyenlerin de aynı zamanda ikiyüzlülüğünü gösteriyor bu briket evler çünkü bu briket evler yapılmasaydı o Suriyelilerin de bir şekilde Türkiye’ye doğru bir göç meselesi söz konusuydu. Dolayısıyla orada yaşayan insanların da orada güvenliğini sağlayıp onların başını sokabileceği birer barınma evi yapıp inşa etmek gerçekten önemli. Şu konuda sizlerden özellikle bir ricam var: Sayın Genel Müdürüm, Avrupa’nın göç politikasını, mülteci politikasını biliyoruz. Bu manada çok kısıtlı sayıda insanı içerisine alıp güya onların modern barınma ihtiyaçlarını karşılıyoruz diye birkaç ev yapıp daha sonra da çıkıp dünyaya -başta Almanya olmak üzere birçok ülke bunu yapıyor- “Bakın, biz, sığınmacılara, mültecilere nasıl insanca yaşayabilecekleri modern ortamlar sunuyoruz.” diyorlar. Hem inşaat teknik açısından hem de bu kadar insanın çok hızlı bir şekilde barınmasını sağlayabilecek, gerçekten dünyada örneği olduğunu düşünmediğim, bu briket ev projesiyle ilgili… TRT’nin de bu manada hem dünyanın iki yüzlülüğünü göstermek adına hem de mevzu insan hakları olduğu zaman Türkiye’nin nasıl hızlı bir şekilde çözüm bulduğuyla ilgili Suriye’nin Kemmune bölgesindeki briket evlerle ilgili bir belgesel yapmasını ve hatta bunun sadece Türkçe değil, başta Fransızca, Almanca ve İngilizce olmak üzere birçok dilde de yayın yapılması bu manada Türkiye’nin insanlığa dair borcunu ödeme noktasında nasıl centilmen olduğunu göstermesi açısından çok önemli olacaktır diye düşünüyorum.’’dedi.

TRT Arabi kanalında Türk Kültürü ve aile yapısının anlatıldığı yapımlara yer verilmeli.

“TRT Arabi” diye bir kanalımız var ve bu Suriye’den gelen, geçici koruma altındaki Suriyelilerin özelikle çok sık dinlediği, izlediği bir kanal. Aynı zamanda, bu kanalda Türk toplumunun geleneksel kültür yapısını, aile yapısını, Türk toplumunun yaşam şartlarını, standartlarını anlatacak çeşitli kamu spotlarının çekilip yayınlanması ve bunların özellikle Suriyeliler tarafından izlenmesi yerinde olacaktır diye düşünüyorum çünkü aynı coğrafya üzerinde yaşıyoruz fakat iki ayrı kültür; Türk milletiyle Suriyeliler. Suriyelilerin yaşam şekilleri, eğlence ve sosyal hayata bakışlarıyla bizimkiler çok fazla uyuşmuyor. Bu manada, misafirleri oldukları ülkenin nasıl bir ülke olduğunu da buradaki kültürün, geleneklerin nasıl olduğunu da göstermesi açısından çok yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Dedi.Hatay’ın kurtuluş mücadelesini anlatan Halit Refik Karay’ın ‘’Çete’’ filmi arşivlerde bulunmalı.

TRT Genel Müdürlüğünden özel bir ricası olduğunu belirten KAŞIKÇI; Refik Halit Karay’ın Hatay’ın kurutuluş mücadelesini anlattığı romana ve bu romandan uyarlanan sinema eserine atıfta bulunarak ‘’Hatay’da Fransızlara karşı verilen o muhteşem yaşamı Refik Halit Karay vakti zamanında Hatay’da yaşayarak gözlemlemiş ve bunu bir roman hâline getirmiş. Bu Çete romanı daha sonra tabii yayınlanmış, 1950’li yıllarda da bu kitap sinemaya uyarlanmış, yine sinemaya uyarlandığı şekliyle de ismi Çete filmi olarak geçiyor. Neden Çete deniliyor? Bugünkü çetelerden bağımsız bir şekilde ifade edeyim: O gün “çete” demek aynı zamanda millî mücadelede yer alan insanlara verilen bir isim; onlar, daha sonra Müdâfaa-i Hukuk Cemiyetlerine geçti, o mücadeleyi verenler. Bu manada Neriman Köksal’ın başrolünde oynadığı bu filmi bir türlü bulamadık, buna erişemedik. Tabii, bu manada TRT’nin çok büyük bir arşivi olduğunu biliyoruz. Hatay’ın Fransızlara karşı vermiş olduğu bu millî mücadeleyi konu alan bu filmi eğer arşivlerinizde varsa buna bir şekilde Hataylılar olarak ulaşmak isteriz, bu konuda da desteklerinize ihtiyacımız var. Dedi.

Hatay’ın kurtuluş mücadelesi anlatılmalı.

Hatay’ın kurtuluşu. Hatay’ın kurtuluşu, Türk tarihinde çok önemli bir yere sahip. Biliyorsunuz, uzun yıllar Fransız idaresi altında kaldı ama hiçbir zaman pes etmedi. “Ben de bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir parçası olacağım.” dedi. Başta Tayfur Sökmen olmak üzere bu mücadelede çok önemli isimler var. Bu isimlerin çetin mücadelesi sonunda Hatay Fransızların elinden alınıp tekrar hak ettiği yere yani Türkiye Cumhuriyeti devletine bağlandı. O arada da bir on ay gibi kısa bir zaman bir devlet tecrübesi var Hatay’ın, bunu bu yönleriyle de anlatabilen bir belgesel eğer çekilebilirse çok iyi olur diye düşünüyorum.

Türk Mühendislerinin başarıları ile ilgili yapımlar yapılmalı.

Yine, yapının sınırlarını zorlayan dev eserler, TRT Belgesel’de bir bir çekiliyor. Bu manada en son Çanakkale Köprüsü’nü bir belgesel hâline getirdiniz; elinize, emeğinize sağlık. Ben, geçtiğimiz günlerde Türkiye için çok önemli olduğunu düşündüğüm bir projeyi gittim, ziyaret ettim; Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali. Burayla ilgili de bir çalışmanız var mı? Çünkü burası da önümüzdeki yıllarda gerçekten bitecek o yüzden bu aşamada, yapım aşamasında buranın çekimi bence çok yerinde olur diye düşünüyorum. DMAX’da dev yapılar isimli bir belgesel var, ben onu sık sık da takip ederim. Mesela, Marmaray’ı DMAX kanalında seyretmiştik. bizim Bu tür yerli mühendislik harikalarımızı artık TRT’de izlemek istiyoruz.

Bu manada yine çok önemli gördüğüm ve düşündüğüm bir tesis var, bu tesis, yine bir kamu kurumu olan Eti Maden. Eti Maden, bor minareli içerisinden veya şöyle düzelteyim, bor mineralinin işlenmesi sırasında oluşan atıktan lityum karbonat elde etti. Aynı zamanda, gerçekten çok çevreci bir yaklaşımla o atığın içerisinden lityum karbonatı elde ettik. Sayın Genel Müdürüm, lityum karbonatı da şöyle özetleyim: Bugün ulaşımda fosil yakıtlar kullanılıyor ancak yakın bir zamanda özellikle Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin fosil yakıtları bırakıp artık elektrikli araçları kullanmaya başlayacağını biliyoruz. Biz, fosil yakıtlar noktasında rezervlerimiz müsait olmayan bir ülkeydik. Dolayısıyla, dünyanın bu araç trafiğinden veya bu zenginlikten faydalanamadık. Ancak -inşallah- gelecekte elektrikli araçların yakıtları da bilindiği üzere lityum karbonat dediğimiz bu kaynaktan karşılanacak. Yani kısaca şunu söyleyeyim, fosil yakıtlarda gerekli rezervlere sahip olmadığımız için oradaki zenginliği kaçırmıştık ama elektrikli araçlar kullanımında bu lityum karbonat rezervine sahip olmamız bizi çok önemli bir noktaya taşıyacak. Bununla ilgili çok küçük bir fabrika kurduk, yıllık 10 ton işleme kapasitesi olan ve ürettiğimiz bu lityum karbonatı birkaç noktada denedik. Hatta geçen Eti Maden Genel Müdürümüz geldi, burada bize bir sunum yaptı. ASELSAN’A bağlı ASPİLSAN’a bu lityum karbonatı verdiler, onlarda askerlerimizin bataryalarında kullanması için pil yaptı ve çalıştı. Şimdi, nasipse yıllık 600 ton lityum karbonat üretecek yeni bir tesis kuruyoruz. İşte anlattığım bu hikâyeyi de bir belgesel formatına taşıyıp Türk milletine bir şekilde ulaştırmamız lazım diye düşünüyorum. Yine, bu da sizin kanalınız sayesinde olacaktır.

Hüseyin Nihal Atsız Türk Gençliğine daha fazla tanıtılmalı ve hakkı artık teslim edilmeli.

Türkiye’de resmî olmayan rakamlara göre en çok satan, en çok okunan kitaplar Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtların Dirilişi adlı eserler; olduğunun altını çizen MHP Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı; benim ifadem değil bu, Murat Bardakçı Hocanın ifadesi. Bu manada Türk tarihi içerisinde çok önemli bir münevver olan, Türk tarihinin tüm değerlerini kapsayan, kucaklayan, Türk gençliğiyle geçmiş yüzyıllardaki Türk karakterlerini buluşturan çok önemli bir yazar, entelektüel ve aydın olan Hüseyin Nihal Atsız’la ilgili de bir belgeselin yapılması, Hüseyin Nihal Atsız’ın tüm yönleriyle Türk milletine tanıtılması noktasında aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak böyle bir ricada bulunuyorum. Sabahattin Ali’nin belgeseli TRT Belgesel’de var ancak biz Ruh Adam, Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtların Dirilişi gibi eserleri yazan ve özellikle Kuruluş Osman, Diriliş Ertuğrul, Uyanış: Büyük Selçuklu gibi çok şahane ve gurur duyduğumuz yapımların da bugün altlığını oluşturan Hüseyin Nihal Atsız Hoca ile ilgili bir çalışma yok. O yüzden bu konuda artık bir hakkı da kendisine teslim etmemiz gerekiyor. Sabahattin Ali’yi söyledim. Sabahattin Ali’yle Hüseyin Nihal Atsız’ın tartışmaları var, o tartışmaları ben bugün KİT Komisyonuna taşımayacağım ama bu konuda sizden ayrıca bir ricada bulunmak istiyorum’’.dedi. Haber Merkezi

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.